Hamilelik ve Annelik Eğitimi

Alımlı bir aksesuar: Başörtüsü

Posted on: 13 Ekim 2008

İdeolojik katliamlar genellikle kadın bedenine tutuşturulan amblemler üzerinden icra edilmiştir. Batı’daki İslamfobi de bir istisna değildir.

Naomi Wolf*

Avrupa veya Amerika’nın herhangi bir şehrinin kalabalık caddelerinden birinde, ayak bileklerine kadar uzanan siyah örtüler içinde bir kadının yürüdüğünü düşünün. Mini etekli, askılı bluzlu, kısa pantolonlu kadınların arasından; iç çamaşırları içinde veya handiyse çırılçıplak vaziyette şehvetli bakışlar fırlatan kadın resimlerinin kullanıldığı reklam panolarının kıyısından yürüsün gitsin… Batı’yı, İslam’ın toplumsal ahlak anlayışını imleyen bu sahnedeki sembolik karakterden daha çok rahatsız edebilecek bir resim düşünebiliyor musunuz?

İdeolojik katliamlar genellikle kadın bedenine tutuşturulan amblemler üzerinden icra edilmiştir. Batı’daki İslamfobi de bir istisna değildir. Fransa, okullarına başörtüsü yasağını getirerek “tesettür”ü Batılı değerlerin salt kadına biçtiği statüyü ve genel geçerliliklerini korumak için bir araç olarak kullandı. Amerika’nın Afganistan’ı işgal gerekçelerinden biri de Taliban’ın kadınlara koyduğu (güya) makyaj ve saç boyası yasağıydı. Taliban’ın mağlubiyetinin ardından Batılı gazeteciler ballandıra ballandıra, Afganistanlı kadınların nasıl da örtülerini attıklarını anlatıp durdular…

Acaba biz Batı’da; müslümanların cinsel ahlak anlayışlarını, bilahare müslüman kadınların tesettüre bürünme nedenlerini, yani çarşaf veya başörtüsünün arka planında yatan hakikatleri radikal bir üslupla yanlış yorumluyor olabilir miyiz? Peki ya, kadınları baskı altında tutmak ve onlara hükmetmek için kullandığımız kendi yerli markalarımıza karşı niçin bu kadar körüz?

Batı; tesettürü, kadına ve cinselliğine karşı kullanılan bir baskı aracı olarak yorumlar. Oysa ben, İslam ülkelerinden gelen davetler üzerine yaptığım seyahatlerde, özellikle kadınlardan oluşan sohbet meclislerinde; müslüman algının, zahiri görüntüsü ve cinselliği için tercih ettiği kriterlerin kökeninde baskının değil, Tanrı’ya ve zevceye karşı duyulan ince bir minnettarlığın, özel ve kamusal yaşamı birbirinden ayıran güçlü bir zekanın yattığını müşahede ettim. İslam cinselliği baskı altına almıyor. İslam’ın cinsel yaşamı ait olduğu çerçevenin içine, yani izdivaca; aile hayatına destek olabileceği, yuvanın içindeki ilişkileri güvence altına alabileceği merkez alana iten yapıcı bir karakteri var.

Fas, Cezayir ve Mısır’da ziyaret ettiğim evlerin dışındaki dünya tamamıyla edebe ve iffete göre tanzim edilmişti. Ancak, bu evlerin içindeki kadınların hepsi, bütün dünya kadınları gibi; eğlenceyle, işve ve cilveyle gayet yakından ilgiliydiler.

Her evli kadının çantasında veya yatak odasında bulunabilen; Victoria Secret çamaşırları, zarif kıyafetler, cilt losyonları mahremiyet içinde korunan sağlıklı bir cinsel hayata dair ipuçları veriyordu. Seyrettiğim bir düğün videosunda, eşine bir parçasıymışçasına tutunarak dans eden gelin ve dünya güzeli eşini büyük bir onurla kolunda taşıyan damat, müslüman kadınların romantizme hiç de yabancı olmadıklarını anlatıyordu. Bittabi, müslüman kadınlar da, erkekler de cinselliklerini banalliğe dökmüyorlar ve her fırsatta, en yıpratıcı şekilde teşhir etmiyorlardı.

Gerçekten de, konuştuğum çoğu müslüman kadın çarşaf veya başörtüsü yüzünden köleleştirilmiş gibi hissetmiyordu kendisini. Bilakis kendilerini, cebren eşyalaştıran, en aşağılayıcı surette seksüel objeye indirgeyecek kirli bakışlara maruz bırakan Batılı anlayıştan uzak hissediyorlardı. Konuştuğum birçok kadın duygularını şu cümlelerle izah ediyordu; “Açık giyindiğim takdirde erkekler sulanacak ve beni eşya haline getirecekler ya da ben kendi bedenimi dergilerdeki mankenlerin standartlaştırılmış ölçüleriyle kıyaslayıp duracağım ki, bu çok zor ve stresli olacak. Hele de yaş ilerledikçe her şey daha zor olacak. Hepsini bir kenara bırakalım, sürekli vitrinde durmak ne kadar zor bir şeydir. Başörtüsüyle veya çarşaf içinde insanlar beni bir birey olarak görüyorlar, meta olarak değil ve bana saygı duyuyorlar”. Bu resim geleneksel Batılı feministi yansıtmıyor ama Batılı feministin duygularıyla örtüşüyor. 

Bizzat yaşadığım bir olayı aktarmak istiyorum. Bir Fas ziyaretlerimin birinde başımı örttüm ve o yörenin geleneksel kıyafeti olan şalvar-kamiz giydim ve pazarda dolaştım. Evet, insanların bana yansıttıkları sıcak ilgi, Avrupalı bir kadının kendileri gibi giyinmesinden dolayı duydukları sempatiye dayanıyordu. Bu ilgi bir tarafa; göğüslerimin biçimini göstermeyen, bacaklarımın formunu belli etmeyen kıyafetler içinde ve saçlarım omuzlarımda dalgalanmadan dolaşırken, o güne kadar hiç tanımadığım, huzurlu ve dingin bir duygu kapladı içimi. Kendimi gerçekten özgür hissediyordum.

Müslüman kadınlar yalnız değil. Batılı gelenek, cinselliğin her türlüsünü, hatta evlilik içinde cereyan eden halini bile bir “günah” olarak sunuyor. İslam ve Musevilik ruhu bedenden koparan böyle bir uygulamayı kabul etmiyor. Her iki kültürde de evliliğin sınırları, yani kendi mahremiyeti içinde yaşanan cinsel yaşam Tanrı’nın rahmetinin tecellisi olarak görülüyor ve kutsal kabul ediliyor. Bu durum Müslüman ve Yahudi-Ortadoks kadınların, niçin edepli kıyafetler içinde çok daha özgür bir ruh halini tasvir ettiklerini ve dahası, evlilik hayatlarında niçin -batılı dünyaya oldukça yabancı bir- ruhsal ve bedensel tatminden bahsettiklerini açıklıyor. Eğer seks mahrem kalırsa ve o, kutsal sayılan sınırlar içine çekilirse ve eğer bir erkek kendi karısını veya başka kadınları bütün gün çırılçıplak vaziyette izlemek zorunda kalmazsa ve tabi, çarşaf veya başörtüsü dört duvarın dokunulmazlığı içinde soyunulup atılırsa; içgüdüler çok daha güçlü bir şekilde harekete geçecek, cinsel güç ivme kazanacaktır.

Her sokağın köşesine, ötesine berisine iliştirilmiş, pornografi ve seksüel tahrik içerikli resimler arasında büyüyen ve aslında gayet sağlıklı olan Avrupalı delikanlılar arasında epidemi gittikçe yaygınlaşıyor ve libido düşüklüklerine rastlanıyor. Seksüelliğin mahrem şekilde yaşandığı, geleneklerine bağlı kültürlerde cinsel gücün seviyesini tahmin etmek hiç güç olmayacaktır. Cinselliğin daha tutucu bir anlayışa dayandığı kültürlerde yaşayan kadınların ve erkeklerin birikimlerinden istifade etmeye çalışmak gerekiyor.

Amacım, İslam dünyasında tesettürü, kadınlara uygulanan baskının bir tezahürü olarak gören rehber kadınları ekarte etmek değil. Bunların hepsi özgür iradeye dayanması gereken meseleler. Biz sadece, İngiltere’de veya Fransa’da seçimini başörtüsünden yana yapmış bir kadının, üzerinde vahşi bir baskı olması gerektiği önyargısını taşımaktan vazgeçmeliyiz. Bütün bunlardan çok daha önemli bir sorun var; Eğer yaşlanmak, anne olmak, çalışmak veya çalışmamak, mistik bir varlık olarak kabul edilmek veya edilmemek, dahası; Madison Avenue caddesindeki dayatmalara gözlerimizi kapayarak; kendi mini eteğimizi, kendi strecimizi kendi bireysel tercihimizle seçebilmek gibi basit özgürlüklerden mahrum olduğumuz bir dünyada yaşıyorsak, oturup kadın özgürlüğünden ne anladığımızı detaylı bir şekilde yeniden düşünmemiz gerekiyor.

 

*Amerikalı feminist yazar.

Bu makale Emine K. Arslaner tarafından Timeturk.com için çevrilmiştir.

Reklamlar

3 Yanıt to "Alımlı bir aksesuar: Başörtüsü"

başörtüsünü savunmayın.

APTAL SELİN MANYAK MISIN KIZIM SEN MÜSLÜMAN LAR İÇİN BAŞÖRTÜ BEN SAVUNU YORUM MANYAK MANYAK KONUŞMA ÖYLE

NİYE
SANANE SAVUNAN SAVUNUR

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

RSS Timeturk.com Haberin gerçek adresi

RSS Aile & Sağlık Haberleri

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

RSS Birtabak.com Tarifler

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

RSS İksir

  • HANGİ HASTALIĞA HANGİ BİTKİ
    KABIZLIK – Pırasa, erik, kiraz, üzüm, zeytinyağı ve şalgam kabızlığa iyi gelir. – Elma yemeklerden önce yenilince kabızlığı giderir. – Erik’in kurutulmuşu kabızlığa karşı iyi bir ilaçtır. Erikleri akşamdan ıslatıp sabah aç karnına yemek, üzerine de suyunu içmek yararlı olur. – Fesleğen tohumları kaynatılarak içilirse kabızlığa iyi gelir. Frenk üzümü yaprakla […]
  • Strese karşı melissa çayı
    Çayın kasları gevşetici özelliği bulunduğunu dile getiren Tuncer, “Melissa, büyük bir huzur verir. Melisa bitkisi özü, sinir sistemini gevşetici ve uykuyu kolaylaştırıcıdır. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genetik Anabilim Dalı Başkanlığı Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Elif Tuncer, melissa bitkisinin sinirsel kökenli çarpıntılarda, hafif dep […]
  • Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)
    Günümüz dünyasında genetiği değiştirilmiş yaklaşık 1600 gıda maddesi var. Doç. Dr. Mesut Başak, bu ürünlerden uzak durmanın mümkün olmadığını belirtirken, mısır ve soyaya dikkat çekti. Çünkü bu ürünlerin katkı maddesi olarak kullanıldığını ve bu sebeple birçok ürünün içinde yer aldığını ifade etti. `Özellikle mısır nişastası, bebek mamaları ve tatlılarda yoğ […]

RSS Portakal Ağacı

  • Başlıksız
    Cok uzun zamandir bloga yazi yazamadim ama bu surecte hayatimi degistirecek onlarca olay yasadim... En onemlisi 3 minigim biraz daha buyuduler, 11-8-5 olacak yaslari birkac aya... Ben yazin 4. bebegimi kaybettim... Sonra 3 Kasim’da 38. yas gunumde ilk cocuk kitabim...

Blog Stats

  • 1,701,778 hits

RSS Gidahareketi.org

  • Aşı düzenbazlığı: Şok olmak için izleyin
    Fazla söze gerek yok. Aşı yalanıyla insanlığın nasıl soyulduğu ve hasta edildiğini görmek için gerçek hikayeleri ve düzenbazlıkları doktorlardan dileyin.
  • Devlet parasıyla korkunç katliam - 1
    Eşi benzeri az görülür, bin yıldır adı dillerden düşmeyen, büyük filozof, ilim adamı, eşsiz hekim İbn Sina’nın benzersiz külliyatı El-Kanun Fi’t Tıbb’ın yanlış tercüme edildiği ortaya çıktı. Bir Kamu kurumu olan Atatürk Kültür Merkezi’nce 6 cilt olarak yayınlanan El-Kanun Fi’t Tıbb’ın tercümesinde, insan sıhhatini tehlikeye düşürecek hataların yer aldığı gör […]
  • Zehir yumurtada değilsede tarlada!
    Bingöl’de yapılmış bir araştırma. Akademisyenler Adaklı ilçesindeki elma üreticilerine soruyor: “Kullandığınız tarım ilacı kısa süreli zehirlenmeler yapabilir mi?”... Yüzde 90’ı “Evet” diyor.
  • Bir kıyamet silahı: GDO
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı ve aynı zamanda Yeni Söz Genel Yayın Yönetmeni Kemal Özer ile son yılların en tartışmalı konularından biri olan GDO’yu konuştuk. Kemal Özer ile sohbet tadında gerçekleştirdiğimiz Röportajımızda GDO’nun insanlığa ne tür zararlar verdiğini, aşıların neslimiz açısından nasıl büyük tehlikeler saçtığını, modern hayatın ge […]
  • Her yıl 25 milyon çocuk doğmadan infaz ediliyor
    Dünya'da her yıl 25 milyon 'güvensiz' kürtaj yapılıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) dünya genelinde her yıl yaklaşık 25 milyon "güvensiz" kürtaj yapıldığını duyurdu.
  • Bu zulüm sadece Türkiye'de görülür
    Devlet dediğin böyle olmalı. Hamuduyla götürene af, damgasız 15 yumurtaya 15 bin lira ceza kesmeli. Amaç milletin kendi imkanlarıyla geçinmesini engelleyip, büyük şirketlere mahkum etmek olmalı. Herkesi şirketlerin ve zenginleri köleşi yapmalı devlet dediğin. Yazık ki bu Avrupa'da değil, Türkiye'de oluyor. Ama kimse korkmayıp inadına direnmeli. Dir […]
  • GDO ile ilgili şok gelişme
    GDO’lu gıdalarla beslen farelerin kötü sonu! Bu hale geldiler
  • Şimdi de ilaçlı yumurta skandalı
    Avrupa'da böcek ilacı içeren yumurtaların yarattığı kriz 7 ülkeye yayıldı - Krizin Belçika'da bir şirketten kaynaklandığı düşünülüyor - Hollanda, Almanya ve Belçika'da milyonlarca yumurta raflardan kaldırılırken, birçok tavuk çiftliğinin faaliyeti durduruldu - Yumurta krizi AB ülkeleri arasında karşılıklı suçlamalara yol açtı […]
  • Ambalajlı su firmalarına çağrı
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi olarak geçtiğimiz yıllarda Ambalajlı Su Raporu yayınlamıştık. Raporu şimdi güncelliyoruz. Son SU RUHSATINA ESAS ANALİZ SERFİKANIZIN göndermeyi unutmayın.
  • Beyin ölümü yalanı çöpe atıldı
    Şoke eden araştırma… Öldükten sonra beyin çalışmaya devam ediyor. Kanada'da yapılan yeni bir araştırmanın sonuçları tüyler ürperten türden... Buna göre bazı kişilerin beyin aktiviteleri öldükten sonra en az 10 dakika daha devam edebiliyor.
%d blogcu bunu beğendi: