Hamilelik ve Annelik Eğitimi

Alâeddin Yavaşça, Mecburiyet olmadıkça sezaryene karşıyım

Posted on: 6 Mart 2009

Ömer ÇAKKAL‘ın röportajı

Sağlık Bakanlığı’nın ‘Sağlıkta Değişim’ programı çerçevesinde gerçekleştirdiği Tam Gün mesai, sevk Zinciri, Aile  Hekimliği gibi tüm adımlar hekim ve eczacı örgütlerinin direnişi ile karşılaşıyor. Örgütler tepkili, Bakanlık ise kararlı. Bu zamanlarda bir bilene danışmakta fayda var. Tartışmasız bir müzik duayeni olan Alâeddin Yavaşça, sektörün iyi bildiği üzere aynı zamanda bir hekim. 82 yaşındaki usta ile haftanın iki günü ders verdiği Haliç Üniversitesi Konservatuarı’nda buluştuk.

Yaklaşık 40 yıl boyunca kadın doğum uzmanı olarak görev yapan, bu süreçte asistanlıktan, başhekimliğe kadar sektörün tüm noktalarında görev yapan Yavaşça’ya göre doktor olmayan özel hastane sahipleri sektörü ticari bir yarışa sürüklüyor. Geçmişte de ‘Tam-Gün’ün denendiğini ama fiyasyo ile sonuçlandığını anlatan Yavaşça’nın sağlık yönetimine de mesajları var: “Geçmişteki yanlışları hatırlayın, yaşanacak sorunları bugünden hesap edin ve en önemlisi hakkaniyet ölçüsünden şaşmayın…”

Türk kültürünün bağrından hançerlendiğini düşünen Yavaşça’ya göre dünya tarihinde ilk hemşire Selçuklu Hükümdarları II. Kılıçarslan’ın kızı Gevher Nesibe Sultan. “Türkiye Cumhuriyeti, tarihte, Türk kültürünün katledilmesi ile anılmasın” diyerek oldukça ağır konuşan Alâeddin Yavaşça’nın sözlerinin ardından bu konuları yeniden bir düşünmekte fayda var.

Alâeddin Yavaşça tıp doktoru olan bestekâr mı, yoksa bestekâr olan bir tıp doktoru mu?
Aslında mesleğim doktorluktur, tıptır. Tıbbiye de olduğum zaman da, hekimlik yaptığım 40 yılda da benim için öncelik olan doktorluktu. Ondan ödün vermedim. Ona zarar verebilecek, ona ait olan zamanımı etkileyebilecek şeylerden uzak durdum. Tıp benim yorgunluklarımı gideren bir sanat dalıdır.

1950’lerden başlayarak sanıyorum 1990’lara kadar yaklaşık 40 yıl İstanbul’daki pek çok hastanede pratisyen hekimlikten başhekimliğe kadar pek çok birimde görev yaptınız. 1950’lerden 2000’ler Türkiye’sine sağlıktaki tüm gelişimin canlı şahidisiniz. Buradan yola çıkarak genel hatları ile sizin gözlemleriniz neler?

Bunu özetlemek lazım. Daimi suretle dünyadaki gelişimi geriden takip etmek sureti ile zamanımıza kadar gelmiştir. Bir sıçrayış, öne geçme yaşanmamış. Almanya, İngiltere, Fransa, ABD gibi ülkelerin ortaya koyduğu şeyleri mümkün olduğu ölçü içinde burada da yapma gayretinin ötesine geçilememiştir. Halen de böyledir. Fakat tıbbı kazanç metası haline getirme konusunda ön sıradayız. Özel hastanelerin pıtrak gibi açılması, hemen her semtte bir özel hastanenin oluşu ticari anlaşışı tıbbı anlayışın önüne geçirmiştir.

Bilhassa son 10 yılda ülkemizde özel hastanelerin sayısı bir hayli arttı. Hükümet de sağlıkta özelleştirme noktasında istekli. Siz sağlıkta özelleştirmeye, özel hastanelere tümüyle mi karşısınız; yoksa itiraz ettiğiniz nokta bunun işleyişi mi?

Ben tatbikine karşıyım. Aslında özel hastane varlıklı kişiler içindir.

Bugün artık herkes özel hastaneye gidebiliyor. Sizce bu yanlış mı?

Valla bu konuyu uzun uzadıya gözden geçirmek gerekiyor. Fakat bakıyorum hiç doktorlukla alakası olmayan kişiler özel hastane açıyor. Tıbbi bir nosyonu olmayan patronlar, sağlıkta yanlış bir rekabete yol açıyor. Bu sefer hizmet yerine kazanmanın yarışı başlıyor. Bunun önüne geçmek lazım. Öte yandan bir de ‘Tam-Gün Yasası’ hazırlanıyor. Burada da iyi düşünüp doğru adım atmak lazım. Bizim zamanımızda da ‘Tam-Gün’ denendi. Benim de muayenehanem vardı. Hepimiz kapattık, hastanelerde tam gün mesaiye geçtik. Ama sonra birçok ödemelerimizi, tasarruf gerekçesi ile kestiler. ‘Nöbet tazminatı kaldırdım, şunu kıstım, bunu kıstım’ dediler. Şimdi ‘Tam-Gün’ hazırlanıyor, yöneticilerin geçmişteki yanlışları hatırlamaları, ileride ortaya çıkabilecek sorunları bugünden hesap etmeleri, hakkaniyet ölçüsünden şaşmamaları lazım.

Yavaşça Hoca cerrahi bir branşın da temsilcisi. Asistanlık döneminizden bugüne teknoloji ve zaman tıptan neler götürdü? Doktor-hasta arasındaki o yaşamayanın bilemeyeceği duygu kaybedildi mi?

Bizim zamanımızda hekimler, hastanın muayenesinden tüm testlerinin yapılmasına teşhis ve tedavinin tüm aşamasında hasta ile bizzat ilgilenirdi. Şimdi teşhisi makine koyuyor. Böyle olunca doktorun tecrübesinden gelen katkısı kalmıyor. Eğer ameliyatsız tedavi gerekiyorsa, doktora sadece ilacı yazmak kalıyor. Onu makine yapamıyor!

Burada Faruk Nafiz Çamlıbel’in eşinin durumu hakkında Savaş Ay’a anlattığınız hatıranızı anımsadım. Şimdilerde yaşam hızlı, teknolojik cihazlar baş döndürücü. Ve duygunun her türlüsü galiba giderek kaybediliyor. Siz yarım asır öncesinde, hastanın iyileşmesinin mutluluğu ya da tedavi edilememesinin çaresizliği karşısında her şekilde durumu soğukkanlı karşılayabiliyor muydunuz? Kırılma anlarında neler hissediyordunuz?

Soğukkanlı görünmek gayretindeydik. Size ıstırabı ile gelen hastaya duygularınızı gösterirseniz onu moral açısından olumsuz etkileyebilirsiniz. Tedavi yalnız ilaçla, ameliyatla mümkün değildir. Hastayı ruhsal bakımdan tedaviye hazırlamak, ona ümit vermek lazım gelir. Her hekim biraz psikolog olmalı. Hasta hekime güvenirse sonuç daha kısa zamanda alınır.

Sizin tıptaki uzmanlık alanınız kadın doğum idi. Bu noktada hep tartışılan sezaryenin etik-vicdani yönü noktasında neler söylersiniz?

Mecburiyet olmadıkça sezaryene karşıyım. Bütün dünyada sezaryen endikasyonları bellidir. Hangi durumlarda gerekli olduğu bellidir. Yaratılmış bir insanın vücudunun fizyolojisinin, mecburiyet olmadan dışarıdan bir operasyona tabi tutulması tabiata aykırıdır. Şimdi kadın diyor ki, ben sezaryen istiyorum Bu endikasyonu kesinlikle hekim koymalıdır. Unutulmamalı ki, her türlü operasyonda bir risk vardır. Yeri gelmişken şunu da ifade edeyim: Biliyorsunuz çocuğunu sezaryen yöntemiyle dünyaya getiren bir kadın, sonraki hayatında normal doğum yapamaz diye bilinir. Ama ben 55 vakada bunun tersini gerçekleştirdim. Sezaryen ile doğum yapan kadınlar 55 vakada daha sonra normal doğum yaptılar.

Yaklaşık yarım asırlık aktif tıp yaşamınızda çeşitli tıp yayınlarında onlarca makaleniz yayımlandı. Ülkemizde tıp yayıncılığında dünden bugüne gözlemleriniz neler?
Ülkemizde çok değerli hekimler yetişmiştir. Çok değerli tebliğler, makaleler hazırlamışlardır. Bu devam etmelidir. Tıp demek insan hayatı demektir. Dünyada sağlık her şeyin üstündedir. Tıbbın saygınlığını daima muhafaza etmek gerekir. Doktorlar çok fedakâr insanlardır. Mesaisi, gecesi gündüzü belli değildir. Bakın ben bir filme gittiğimde, hangi sinemada, hatta hangi koltukta olacağımı bildirirdim ki gerektiğinde beni bulabilsinler diye. Allah rahmet eylesin, Cevdet Çağla’nın bir jübilesi oluyordu. Ben de sahne alacaktım. O zaman da taksim İlkyardım Hastanesi’nde görev yapıyordum. Bir telefon geldi. ‘Kritik bir doğum var’ dediler. Cevdet Çağla’dan borç taksi parası aldım. Hastanedeki odamın anahtarım bile üzerimde yoktu, asistanımın pijamalarını giydim. Ameliyata girdim, bitirdim ve Açıkhava Tiyatrosu’na döndüm ve sahneye çıktım.

İzin verirseniz buradan itibaren Türk Müziği üzerine konuşalım. Ülkemizde Cumhuriyet devrimi ile eş zamanlı olarak musiki de bir devrim yaşandı mı? Bu, Türk Müziği’ni nasıl etkiledi?
Evet, yaşandı ama bunu normal olarak karşılamak gerekir. Türk kültürü bilimsel olarak 800’lü yılların ikinci yarısından, Farabi’den başlar. Osmanlı bir dönemdi ve çağın gereği olarak yeni Cumhuriyet kuruldu. Dünyanın gidişatına uyulmuş, Batılı bir sistem kurulmuştur. Birçok devletler biçim değiştirmiştir. Bu normaldir. Ancak şu da var ki mazi kültürden kopmamak gerekir. 1200 yıllık kültürden kopmamak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti, Türk kültürünün katledilmesi ile tarihte anılmasın. Katil durumuna düşmeyelim.

Bu noktada TRT’nin konumu noktasında neler söylersiniz?
TRT bugün bilimsel ve sanat değeri çok yüksek olan Türk Musikisi’ni ortadan kaldırmıştır. Ne radyolarında, ne TV’lerinde bir tek doğru dürüst program göremezsiniz. Eğlence vasıtası olan müziğin temsilcilerini radyo sanatçısı gibi getirip teşhir ediyorlar. Yahu sen devlet kanalısın. Sen altyapısı olmayan zengin bir patronun kurduğu bir kanal değilsin. Senin bir ciddiyetin, misyonun var. Eğlendirmek için salata takdim eder gibi bir şeyler yaparsın. Ama ana yemeğin gerçek Türk kültürü, gerçek Türk müziği olmalıydı.

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görüldünüz. Çankaya Köşkü’ndeki törende neler hissettiniz?
Benim için sürpriz oldu. Hekimliğimde de, musikimde de hiçbir zaman para karşılığı iş yapmadım. Öyle devirler oldu ki bana servetler teklif edildi. Gazinolarda en büyük assolist gecede 1500 lira alırken bana 3 bin lira teklif edildi. Ama hiçbirini kabul etmedim. “Ben musikiyi ibadet olarak yapan bir adamım” dedim. İbadeti parayla satabilir misiniz? Ben sarhoşları eğlendiremezdim. Tüm o geçen zamanın sonrasında devlet bizi onurlandırdı. Mutlu oldum tabi.

Alâeddin Yavaşça Osmanlı’dan Cumhuriyet’e intikal eden meşk silsilesinin yaşayan köprülerinden biri. Bu noktada neler söylersiniz; bu meşale ileriye taşınacak mı?
Ben Doğan Dikmen’e el verdim. Bunu sahnede de açıkladım. Güzel çalışmalar yaptı, yapıyor. O bakımdan müsterihim. Ben Dr. Suphi Ezgü ile meşk ettim. O zamanlar evi Beykoz’da idi. Ben Sultanahmet’te oturuyordum ve oraya günde bir tane vapur vardı. Hocanın bazen iyi günü olurdu, ders yapardık. Bazen de gününde olmazdı tabi. Suphi Bey, Zekai Dede’nin talebesi. Zekai Dede, Dede Efendi’nin talebesi. Dede Efendi Uncu Mehmet Efendi’nin, o ise Tamburi İshak’ın talebesidir. Yani 3. Selim’in tambur hocası. Büyük bestekâr. Yani bu belli bir koldur. Ben de yıllarca evimde talebelerimle meşk ettim. Onlar içinden Doğan’ı seçip elimi verdim.

Konfüçyüs, “Bir milleti tutsak etmek isterseniz, onun müziğini çürütün” der. Müziğin ve makamların insan ruhuna etkilerinden ilerlersek ferdin ve toplumun şahsiyet kazanması, medenileşmesi musiki ile eşdeğer gidiyor. Bu noktada neler söylersiniz?
Benim dile getirmek istediklerimi Konfüçyüs yıllarca evvel söylemiş. Zaten Çin medeniyeti dünyanın en eski medeniyetidir. Onun sözünü tersinden okuduğunuzda bir milletin yok olmaması için müziğine sahip çıkmak gerekir deriz. Bu kültürü yaşayarak, yaşatarak korumalıyız. Onu müzede saklar gibi bir köşeye de terk etmemeliyiz.

Siz yıllarca kurucusu olduğunuz İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuarı’nda hocalık yaptınız. Şimdi de bu hizmeti Haliç Üniversitesi bünyesinde sürdürüyorsunuz. Konservatuar mezunu genç sanatçıların barlarda şarkıcılık yapması içinizi burkuyor mu?
Burkmaz olur mu? Demin de ifade ettim, eğer bu kültür yaşatılsa bu çocuklar ekmek yiyeceği yerleri bulur. Radyoda yetiştirdiğimiz birçok çocuğu emekliyle sevk ettiler. Memuriyet hayatında devam şarttır oysa. Ama orada hizmet devam etmedi. Yaptıkları programların hiçbirinin bir değeri yok. Bir adam çıkartıyorlar. Gözünün birini açıp kapatıyor. Herkes de kahkahalarla buna gülüyor. Yahu bu bir espri midir? Ve üstelik de bunun için devletten para alıyorlar. 

Hekim olmanızın müzisyenliğinize, müzisyenliğinizin hekimliğinize ne gibi katkıları oldu?
Zararları olmadı. Örneğin belli bir muhit edindim. Her ikisi de birbirini destekledi

Ayten Yavaşça ile evliliğiniz, ilk evliğiniz mi?
Evet, ilk ve tek.

54 yaşında evlendiniz. Neden bu kadar geç?
Siz niye bu kadar araştırma yaptınız? (Kahkahalar) İşte meşgalemin çok oluşundan.

Tıbbın insanın beden, müziğin de ruh yönünü tedavi ettiği söylenir. Siz iki noktada da dinleyici ve icracı, hekim ve yer yer hasta olarak perdenin hem önünde hem gerisinde bulunma şansını yakaladınız. Siz bu konuda neler söylersiniz?
Efendim müzikoterapi denilen bir şey vardır. Bunu da en çok tatbik eden Türklerdir. Farabi zamanında müzikoterapi yapılmış ve bu vakalar kayıtlara aktarılmıştır. Hatta size bir şey daha söyleyelim; Kayseri’de Gevher Nesibe Sultan’ın (Selçuklu Hükümdarlarından II. Kılıçarslan’ın kızı (ÖÇ) yaptırdığı bir külliye vardır. Orada da müzikoterapi yapılmıştır. Sultan orada bir müddet tedavi görmüş, daha sonra kendisi de bir fiil orada görev yapmıştır. Türk milleti olarak gaflet içindeyiz. İlk hemşire olarak da Florence Nightingale’i anıyorlar. Oysa dünya tarihinde ilk hemşire Gevher Nesibe Sultan’dır. Gitsinler Kayseri’yi bir gezsinler. Bu nasıl bir gaflettir.

Türk tarihinde ünlü tıpçıların hep musikiyle ilgili olduklarını görüyoruz. Bu bir tesadüf mü?
Tıp musikiden ayrılamaz. Benim indimde musikinin sanat olduğu kadar tıp da bir sanattır. Hele hele cerrahi tamamıyla sanattır.

Geçmişte Hakkı Süha Gezgin, Cahit Gözkan, Mirat Ustaoğlu, İbn’ül Emin gibi üstatların evlerinde yapılan ve günümüzde örnekleri giderek azalan ev fasıllarına katılıyor musunuz?
Yok ki nasıl katılalım. Toplum hayatı değişti. Toplumun yapı taşı ailedir. Biz öyle bir devrin aile yapısından geldik ki o aile öyle üç beş kişiden müteşekkir değildir. Örneğin Yavaşça ailesinin 1675 yılına ait vakıfnamesi benim evimde asılı durur. Şimdi biz öyle bir aile anlayışının sonrasında şimdi darmadağın olduk. Toplumumuz Amerika’yı taklide başladı. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde örf, anane, maziden gelen kültür ve aile çok zedelenmiştir.

Bugün hayatınızı nasıl kazanıyorsunuz?
Emekli maaşım oldukça iyidir. Ayrıca dikkat ediyorsanız bugün de halen çalışıyorum.

Kendinize ait bir eviniz var mı?
Elbette. Hem de üç tane. Biri İstanbul’da, biri Bodrum’da, öteki de Kırklareli Pınarhisar’da. Köyün adı eskiden Yancık’tı. Avcı çantasına yancık derler. Ancak muzip olan arkadaşlar bana takılırdı. Biz de ilin valisine rica ettik, köylüler de destek verince ismi değiştirildi, Ataköy oldu.

SAĞLIK DÜŞÜNCESİ
VE TIP KÜLTÜRÜ
PLATFORMU

var tmp;
tmp = document.getElementById(“news_content”).getElementsByTagName(“a”);
for(i=0; i<tmp.length; i++)
tmp[i].target = “_blank”;

Etiketler: ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

RSS Timeturk.com Haberin gerçek adresi

RSS Aile & Sağlık Haberleri

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

RSS Birtabak.com Tarifler

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

RSS İksir

  • HANGİ HASTALIĞA HANGİ BİTKİ
    KABIZLIK – Pırasa, erik, kiraz, üzüm, zeytinyağı ve şalgam kabızlığa iyi gelir. – Elma yemeklerden önce yenilince kabızlığı giderir. – Erik’in kurutulmuşu kabızlığa karşı iyi bir ilaçtır. Erikleri akşamdan ıslatıp sabah aç karnına yemek, üzerine de suyunu içmek yararlı olur. – Fesleğen tohumları kaynatılarak içilirse kabızlığa iyi gelir. Frenk üzümü yaprakla […]
  • Strese karşı melissa çayı
    Çayın kasları gevşetici özelliği bulunduğunu dile getiren Tuncer, “Melissa, büyük bir huzur verir. Melisa bitkisi özü, sinir sistemini gevşetici ve uykuyu kolaylaştırıcıdır. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genetik Anabilim Dalı Başkanlığı Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Elif Tuncer, melissa bitkisinin sinirsel kökenli çarpıntılarda, hafif dep […]
  • Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)
    Günümüz dünyasında genetiği değiştirilmiş yaklaşık 1600 gıda maddesi var. Doç. Dr. Mesut Başak, bu ürünlerden uzak durmanın mümkün olmadığını belirtirken, mısır ve soyaya dikkat çekti. Çünkü bu ürünlerin katkı maddesi olarak kullanıldığını ve bu sebeple birçok ürünün içinde yer aldığını ifade etti. `Özellikle mısır nişastası, bebek mamaları ve tatlılarda yoğ […]

RSS Portakal Ağacı

  • Çilekli Milföy Tatlısı
    Minik mandalina ağacım Ayşe İkbal'in kendi yaptığı tarifi olarak tarihe not düşeyim :) Cilekli Milfoy Tatlisi Tarifi: 16 adet kare milfoy 750ml süt 2yk un (ya da pirinc unu) 2yk nisasta (bugday ya da misir) 1 cay bardagi toz seker...
  • Bogurtlenli Pismeyen Cheesecake
    Bogurtlenli Pismeyen Cheesecake 1,5 paket yulafli biskuvi 6yk tereyagi, eritilmis 2yk toz seker (ya da stevia) 450gr labne peyniri 1 su bardagi pudra sekeri (ya da yarim bardak stevia) Yarim su bardagi suzme yogurt 1 su bardagi hazir krem santi...
  • Firinda Patates Dilimleri
    Firinda Patates Dilimleri: 4-5 patates 2sb buz kupleri Zeytinyagi Tuz, baharatlar Eski kasar rendesi Patatesleri yikayip dilimleyin. Derin bir kasede buz kupleri ile karistirip yarim saat bekletin. İyice kurulayip yag ve baharatlarla karistirip, yagli kagit serili tepsiye tek sira yayin....

Blog Stats

  • 1,401,074 hits

RSS Gidahareketi.org

  • Hain, alçak, şerefsiz katiller...
    Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi olarak devlet ve milletimizin yanındayız ve sokaklarda canımız pahasına millet ve devletimizi korumaya devam edeceğimize söz veriyoruz.
  • Florürlü macun kullan aptallaş
    Diş macunları ve günlük temizlik ürünlerine eklenen sodyum florid nükleer atıklardan elde ediliyor. İddiaların aksine dişleri korumadığı gibi kansere yol açıyor. Bilim adamları yatıştırıcı etkisi nedeniyle de insanları pasifleştirip düşünce meleklerini yok eden sodyum floridden uzak durulması çağışı yapıyor.
  • Anayasa Mahkemesi: Zorla aşı yapamazsınız
    Sağlık ve Aile Bakanlıklarının çocuklara yönelik zorla aşı uygulamasına Anayasa Mahkemesi ‘dur’ dedi. Yüksek Mahkeme, anne-baba rızası olmadan çocuğa zorunlu aşı yaptırılmasını Anayasa’ya aykırı buldu. Zorla aşı kararını hak ihlali olarak değerlendiren Anayasa Mahkemesi,  kararında rıza yahut kanuni zorunluluk gerektiğine işaret etti. […]
  • Çocuk borsaları Avrupa’nın yeni cehennemi
    Sarışın çocukların bir bir kaçırıldığı Avrupa’da 106 göçmen çocuğun daha kaybolduğu açıklandı. ‘Save The Children’ adlı örgüt, Norveç’te 106’sı çocuk olmak üzere 237 göçmenin kayıt edilmediği için akıbetlerinin bilinmediğini duyurdu. Kayıp kişilerin insan kaçakçılarının eline düşmüş olmasından endişe ediliyor. […]
  • Çaykur yalan 'didi', Reklam Kurulu da ona 'didi' ki...
    Gıda konusunda tam yetkili olan Gıda Tarım ve Hayancıklık Bakanlığı'na bağlı Çaykur, su ve glikoz şurubunu çay rengi veren aromaları ve sentetikleri ekledi. Ardında ayrana savaş açtım 'didi' Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Didi reklamlarında ayran için kötüleyici ve saldırgan ifadeler kullandığı gerekçesiyle Çaykur'a ceza verdi. […]
  • İsrail Filistinlilerin organlarını çalıyor
    Filistin’in Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Riyad Mansour, Tel Aviv rejiminin katlettiği Filistinlilerin organlarını yağmaladığını söyledi. Mansur, konuyla ilgili BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’ a mektup da Filistinlilerin cenazelerinin organları çalınmış olarak iade edildiğini yazdı.
  • Kas yapmak uğruna karaciğerinizi bitirmeyin
    Vücut geliştirici ilaçların kullanılması karaciğeri bitirdiği mütehassıslar tarafından açıklandı.
  • Çocukları böyle çalıyorlar
    Avrupa ülkelerine sığınan pek çok göçmen çocuğun kaybolduğu ortaya çıktı. Geçtiğimiz ay, İsveç'te bin dört yüz çocuğun kaçırılmasının ardından batıdaki çocuk hırsızlıkları yeni bir tartışma başlattı. İnsan Hakları ve Çocuk Hakları Örgütlerinin raporlarına göre, çocuk kaybolması diye bir hadise yok. Kaybolduğu ileri sürülen çocuklar, suç örgütleri ve kil […]
  • CocaCola rüşvet dağıtmış
    Times, 'içecek şirketi Coca-Cola'nın İngiltere'de bilim insanlarına, şekerli içecekler ve obezite krizi arasındaki bağlantıyı reddetmeleri için milyonlarca Sterlin akıttığını' yazdı.
  • ABD, küresel şirketlerin kölesi
    Küresel şirketlerin istilası altındaki ABD'de, Kanserojen madde içeren GDO'lu ürünlerin paket üzerinde belirtilmemesi ile ilgili kanun Temsilciler Meclisi'nde onaylandı.
%d blogcu bunu beğendi: